17 Mayıs 2019, 21:10 tarihinde eklendi

Türkiye'nin İlk Uzay Kuruluşu: Bandırma Füze Kulübü

Türkiye'nin İlk Uzay Kuruluşu: Bandırma Füze Kulübü

Türkiye’nin İlk Uzay Kuruluşu: Bandırma Füze Kulübü

Sovyetler Birliği tarafından 1957 yılında Sputnik 1 isimli uydunun uzaya gönderilmesi ile başlayan bir serüven. 1957 yılında Sovyet Birliği Sputnik 1 isimli uydusunu uzaya göndermeyi başararak tüm dünyada büyük bir yankı uyandırdı. Başta Amerika ve Avrupa olmak üzere tüm dünyayı bu olayı konuşuyordu çünkü ilk defa insan yapımı bir araç uzaya gönderilmişti.

Sputnik 1’in uzaya gönderilmesi olayından etkilenen Bandırma Şehit Mehmet Günenç Anadolu Lisesi öğrencileri Artuğ Sayıner, Adnan Zambak, Güngör Gezer, Osman Caran ve Atilla Yedikardeşler isimli 5 lise öğrencisi 1957 yılında girişimlerde bulunarak lisenin Füze Kulübü’nü kurarlar. 1959 yılında liseden ayrılan kulüp, Bandırma Havacılık ve Uzay Araştırma Derneği ismi ile birlikte resmiyete kavuşmuştur.

Bu grup dernekleşmeyi ve resmileşmeyi başardıktan sonra Güney Afrika Seyyareler Arası Cemiyeti, Türk Astronomi Derneği ve Roket Cemiyeti gibi derneklere kayıt olarak, bu dernekler tarafından fark edilmişlerdir.

Çalışmalarına devam eden grup 10 Ekim 1957 yılında 3 kilogram ağırlığında, 1 metre boyunda ve 10 santimetre çapında bir füze yapmayı başarırlar. 40 metre kadar yükseğe çıkan füze, denize düşer ve füze fırlatma denemesi başarısız olur. Maddi zorluklarla boğuşan öğrenciler bir de başarısızlık nedeni ile alay konusu olurlar. İkinci denemelerinde füze 15 metre yükseğe çıkar ancak yine düşer, ikinci deneme de başarısız olmuştur. O dönem Cumhuriyet Gazetesi’nde yazar olan Cevat Fehmi Başkurt, 10 Şubat 1960 tarihli yazısında olaydan yazısında şu şekilde bahseder; “Gençler darılmasınlar. Bizlere biraz hak versinler. Onlar başka dünyalarda yaşıyorlar. Halbuki biz, daha bu dünyadaki meselelerimizi halledemedik. Durun bakalım, parti kavgaları bitsin. Cezayir meselesi sona ersin. Kıbrıs’ta cumhuriyet ilan edilsin, Seçimler yapılsın, Kongreler tamamlansın, Elbet füzelere de sıra gelir.”

Grubu destekleyenlerden Kenan Kurtkaya, derneğin çalışmaları ile ilgili “İlk Türk Füzecileri” isimli bir yazı hazırlamış ve gençlere destek vermiştir. Yazısında; “Sene 1959… Bandırma’dayız. Sakal ve bıyıkları yeni terlemeye başlayan genç, önündeki kağıtlara eğilmiş mütemadiyen çiziyor, şekiller yapıyor, bir eli başında hesaplıyor, esmer esmer düşünüyor. Fakat teşvik ve yardıma bu çevre tarafından, garip tezatlar arz eden şekillerde (alayla) karşılandılar. Alay edip peşlerinden güldüler. Günlerini, evet en güzel ve en mesut gamsız günlerini, memleketleri için ilim için harcayan bu gençler, ne acı ve ne garip bir tecelli ile karşılaştılar. Sayın Türk büyükleri; yaratıcı idealistlerin bu çırpınan başarılarına yardım edelim. Bu küçümsenmeyecek bir olaydır.

Yapılan olumsuz eleştirilere rağmen çalışmalarına devam eden gençler, 10 Şubat 1960 tarihinde bir deneme daha yapmıştır. Bu denemeleri daha başarılı olur ve hazırladıkları füze 750 metre havalandıktan sonra denize düşer. Gençlerin yaptığı deneme Amerika, İtalya, Hollanda gibi ülkelerde uzay çalışmaları ve roketçilik ile ilgili dergilerde kendine yer bulur. Bu tarihte ekibe İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Mühendislik Bölümü’nde dersler veren bir akademisyen olan Kirkor Divarcı da katılır ve gençlerle birlikte çalışmaya başlar. Kirkor Divarcı’nın  bu projenin geliştirilmesi için evlenmek üzere biriktirdiği parasını bu işe harcadığı rivayet edilir.

Kulüp artık adını daha fazla duyurmuştur. Amerika Basın Ateşeliği, kulübün başkanı ile bir röportaj yapılacağını ve bu röportajın Amerika’nın Sesi Radyosu’nda canlı yayınlanacağını açıklar. Amerika’nın Sesi Radyosu Türkiye Temsilcisi Sadık Hatay, füzecilerle bir röportaj yapar. Yeni geliştirilen ve fırlatılmak için hazırlanan füze, jato (jet veya roketlerde kalkış mesafesini kısaltmak için monte edilmiş destek) bölümündeki hata sonucu infilak eder. Bu olaydan sonra füzeci gençlerin isimleri bir süre anılmamıştır.

Çalışmalarına devam eden ekip, 1961 yılında B-T-47 isimli roketlerini fırlatırlar. 135 metre yükselen roket, paraşüt ile yere iniş yapar. 30 Ağustos 1962 yılında yeni bir füze denemesi daha yapılır. Bandırma’nın Küçük Livatya bölgesinde “Marmara-1” ismi ile yapılan roket fırlatılır. 900 metre yükselen roket, havada infilak eder ve fırlatıldığı yerden 200 metre uzağa düşer. Düştüğü yerdeki otların alev alması sebebi ile 7 dönümlük arazi yanar. Bu olay sonrasında ekip basında olumsuz eleştirilere maruz kalır.

Erol Dallı, bu olayın ardından ekibe destek vermek amacı ile 1 Eylül 1962 tarihinde yazdığı yazıda; “Bandırma’nın yarısı Füze Kulübü üyeleri ile alay ediyor. Onları nerede görseler, ‘Ne haber füzeciler, Ay’a hanginiz gidiyorsunuz?’ ‘Füzeci ağabey, sakın cebinde patlamasın!’ ‘Gazoza bak, senin füzenden iyi patlar!’ gibi sözlerle alay ediyorlardı.”

2 Eylül 1962 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde Hamdi Varoğlu eleştirilere ve ilgisizliğe şu yazılarla karşı çıkar: “El alem gökleri fethetti, fezada dolaşmadık bucak bırakmadı, yakında Merih’e Ay’a, sonra belki öteki yıldızlara, sabah kahvesine gider gibi seyahat tertip edecek. Biz beri tarafta, bu işi merak edip sırrını keşfetmeye çalışan gençlerimize ilgi yerine uçak mezarlığı gösteriyoruz. Asıl utanç verici başka bir şey daha var: Bandırmalı gençlere en çok yardım eden Amerika Füze Kulübü imiş. İlgi yok, yardım yok, ama elbirliği ile işin alayındayız. Hezarfen Ahmet Efendi’den bu yana bir arpa boyu alamamışız diyeceğim geliyor.”

Kulüp çalışmalarına devam eder ve Marmara-2, Marmara-3 gibi denemeler yapılır. Ancak bu denemelerde başarı sağlanamaz.

3 Eylül 1962 yılında “Marmara 4” roketinin fırlatımını gerçekleştirirler. Fırlatılan roket yaklaşık 20 kilometre ilerler ve 5400 metrelik irtifaya ulaşır. Fırlatma için 300 metre aralıklarla kurulan rasat kuleleri bile doğru dürüst gözlem yapamazlar. Fırlatma sonrası ekipten, gazetelerde övgü dolu sözlerle bahsedilir. Bu fırlatma Amatörler Arası Füze Yarışması’nda kulübe dünya üçüncülüğü kazandırır. Bu başarının ardından 11 Ekim 1962 yılında Türk Hava Kurumu binasında kulübün sergisi açılır. Sergide fotoğraflar ile gelenlere bilgilendirmelerde bulunulur.

O dönemki Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’i ziyaret ederler, çalışmaları ile ilgili bilgi verirler. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ise kulüp üyelerine şunları söylemiştir; “Sizi yolunuzdan döndürmek isteyen kişiler bulunacaktır. Onlara içinizdeki Türk milletine has, yapılmayacak gibi görünen şeyleri yaptıracak olan imanınızla cevap veriniz.”

Marmara -4 füzesinin başarısından sonra Divarcı ve arkadaşları hedeflerini daha da yükselttiler. Divarcı’ya ait o dönem 2 füze tasarımı daha vardır. Bunlardan biri “Vega” füzesi diğeri ise “Aktrüs” füzesidir. Aktrüs füzesinde içerisine bir deney faresi konulması ve füzenin 150 kilometre irtifadan sonra gövdeden ayrılarak farenin bulunduğu başlığın paraşüt ile yeryüzüne dönmesi planlanır. Eğer bu proje başarılsaydı Türkiye o dönem uzaya canlı bir varlık götürüp onu geri döndürebilen 3 ülkeden biri haline gelecekti.

1963 yılında devlet bir anda hiçbir gerekçe göstermeden kulübe olan desteğini sonlandırır. Kirkor Divarcı’nın evinde ise nedeni belirlenemeyen bir yangın çıkar ve füzelere ait bütün tasarımlar bu yangında yok olur. Yangının ardından Divarcı büyük bir psikolojik çöküş yaşar, bunalıma girer ve dernekten ayrılır. Divarcı’nın ayrılmasından sonra kulübün temellerini atan çekirdek ekip de dağılmaya başlar.

Bandırma Füze Kulübü çalışmalarına ve yoluna devam eder. Ancak 1980 darbesinden sonra kulübün bütün denemeleri ve füzelerle ilgili çalışmalarına yasak getirilir.

Tarihimiz boyunca Devrim Arabaları, Bandırma Füze Kulübü gibi  bir çok projenin talihsiz bir şekilde sona erdiğini biliyoruz.  Bu olayların arkasında Amerika’nın olduğu açık bir şekilde bellidir. 1920’li ve 1930’lu yıllarda, Türk – Amerikan ilişkilerinde eşit seviyede müttefiklik esas alınmaktaydı. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra eşit seviyede müttefiklik olan Türk – Amerikan ilişkisi, Abi – Kardeş ilişkilerine dönüşmeye başladı. Tabi ki burada abi Amerika, kardeş ise abisinin sözünden çıkmayan Türkiye’dir. 1950’li ve 1960’lı yıllardan itibaren Türk – Amerikan ilişkileri daha çok Efendi – Hizmetçi ilişkisine dönmeye başlamıştı. Bu yıllarda Türkiye’deki her şeye Amerikalılar karar veriyordu. Tabi ki Amerika, etkisi altına bu denli girmiş bir ülkenin milli araba, milli füze, yerli uçak gibi projeler yapmasından hoşlanmıyor ve bunları durdurmak için gereken her şeyi yapıyordu.

 

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *